BEYAZ GECELERE DOĞRU “Kader bize yolumuzu gösterir; onu yürüyüp yürümemek bize kalmıştır.” — Seneca Beyaz Gecelerin solgun ışığında yapılan her yolculuk, insana hem derin bir sakinlik hem de hafif bir iç ürpertisi verir. “Ochi Chornye – Kara Gözler” , bu hikâyenin taşıdığı o sessiz duyguya en yakın ezgidir; hem uzak coğrafyaların hüznünü taşır hem de insanın kendi içine tuttuğu aynayı hatırlatır. Bu yolculuğun atmosferine en çok yakışan melodi belki de budur — yabancılık ile tanıdıklık arasındaki ince çizgide yürüyen bir ruhun sesi. *** Ucu bucağı olmayan, dünyanın en büyük ülkesinin başkentinden Dostoyevski’nin Beyaz Geceler' inin masalsı şehrine yolculuğum, uçakta iki hanımefendinin ortasına oturmamla başladı. Sağ tarafımda, kırklı yaşlarında, iş kadını havası taşıyan Uzakdoğulu bir kadın oturuyordu. Çekik gözlerinden olacak, onun Çinli olduğunu düşünmüştüm. Çinli, Japon, Koreli… Bu ırkları birbirinden ayırmanın ne gibi bir ölçütü vardır, doğrusu pek bilmem. Ama çe...
Kayıtlar
Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
21 GÜN “Zorluklar, karakteri ortaya çıkarır.” — Seneca Bu hikâyeyi okurken, Status Quo’nun askerlik duygusunu iliklere kadar hissettiren “In The Army Now” parçasını fonda açmanızı öneririm. Şarkının ritmi, birliğin kapısından içeri ilk adımı attığın andan terhis kapısına kadar uzanan o tuhaf zaman tünelini tam yerinden yakalıyor. Tek tip elbiselerin arasındaki yabancılaşmayı, emir-komuta zincirinin sertliğini, insanın gün gün kendi içine çekilişini… Ve bazen bir koğuşun içindeki sessizlikte duyulan o iç konuşmayı… **** Yeşil elbiseleri alelacele elime tutuşturdular. Daha ne olduğunu bile anlamadan bir kabine sokuldum. Üzerime giymem için verilen bu üniformayla ilk tanışmam, kapının dışarıdan hiddetle tekmelenmesiyle oldu. Henüz bir dakikanın bile geçmediği o an; 21 gün boyunca giyeceğim elbisenin ve içinde bulunacağım dünyanın bana nasıl davranacağının da bir özeti gibiydi. Aynı renge bürünmüş yüzler… Aynı kumaşın içinde sıkışmış bedenler… Hepimiz tek tip el...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
BİR MİSKETİN PARILTISI “Hatırasız hayat yoktur.” – Seneca Hikâyeyi okurken, çocukluğun masum ışığını ve misketlerin parıltısını hissetmek için Nils Frahm’ın “Ambre” parçasını arka planda dinlemenizi tavsiye ederim. *** 6 yaşındaydım; sokağa yeni çıkmaya başlamıştım. O yaşlarda insan, dünya ile kendi arasında ince bir çizgide yürür ya… İşte ben tam o çizginin üzerindeydim. Okul öncesi dönem, sokağın sesini, kokusunu, rüzgârını en saf hâliyle duyabildiğim son özgür ve hesapsız günlerdi. Yaşıtlarıma göre sokağa daha geç bir dönemde çıkmaya başlamıştım; belki de bu yüzden onun özgürlüğü bana daha tatlı, daha büyülü geliyordu. Her sabah herkesten önce dışarı çıkar, sokak kararana dek orada kalırdım. Sanki kaybettiğim zamanı yakalamaya çalışır gibi… O sabah da aynı hevesle kendimi sokağa attım. Bir çocuğun elinde büyükçe bir misket vardı. Yeşilin türlü tonlarının birbirine karıştığı, ışıkta hafifçe parlayan bir misket… Sokaktaki bütün çocuklar onun etrafına topl...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
MAYA VE ARDINDAKİ “Gerçeği arayan, önce kendini sorgulamalıdır.” – Seneca Maya, sokakların sessizliğinde ortaya çıktı ve kısa bir an için birinin hayatına dokundu. Küçük bir bağ, bazen en beklenmedik hikâyeleri başlatır. Müzik Takdimi “Maya ve Ardındaki”ni okurken “Lachrimae”nin yumuşak ve duru tınılarını hayal edin. Müzik, hikâyenin gizemli havasına hafif bir sis gibi eşlik eder; her nota, gerçeğe yaklaşmanın dingin ama derin hissini taşır. Okurken adımlarınızı yavaşlatan, içinize bakan bir yolculuğun kapısını aralar. Eve doğru yürürken tamirhanenin önünden geçiyordum ki bir anda ortaya çıktı. Sessizce arkamdan geliyordu; ben durunca o da duruyor, yürüdüğümde yeniden adımlarıma uyuyordu. Yumuşak tüyleri ve anlamlı bakışları hemen dikkatimi çekmişti. Sanki uzun zamandır tanıdığı biriymişim gibi güvenle yaklaşıyordu. Adeta sevilmek istiyordu. Eğilip başını okşadığımda aramızda bir anda sıcak bir bağ oluştu. Bu, sokakta gördüğüm sıradan kedilere benzemiyordu; çok s...