YÜRÜYEN PALET
“Kendini her yerde bulabilirsin, ama önce kendinden kaçmayı bırakmalısın.”
— Seneca’ya atfedilen Stoacı bir düşünce
🎵 Pamela – İstanbul
***
Her gün, bir öncekinin kopyasıydı.
Aynı döngüde sıkışmış bir hayat… Sabah uyanmak, otobüs durağına doğru yürümekle
başlıyordu. Ardından vapura binip karşıya geçmek, sonra fünikülere atlayıp işe
bir adım daha yaklaşmak.
Yıllar birbirini kovaladıkça, büyük şehrin
telaşı insanın omuzlarına biraz daha çöküyordu.
Her gün aynı yere varan adımlarım…
Bir farenin çarkta tükenen koşusundan ne kadar farklıydı ki?
İşe varmanın son etabı: Fünikülerden inip
yeryüzüne çıkarken adımladığım yürüyen paletler.
Paletin üzerinde ilerlerken ne sabahın
ferahlığını hissedebiliyordum ne de yeni bir günün enerjisini. Üzerime çöken o
tanıdık yorgunlukla, daha başlamadan biten bir günü düşünüyordum.
Bir an… adım atmayı bıraktım.
Durduğumu fark ettim.
Gözlerimi kapattım.
Ben burada olmak istemiyordum.
Çıplak ayaklarımla çimenlere basmak, yorulana
kadar koşmak; saatin kaç olduğunu, günlerden hangisi olduğunu unutmak
istiyordum.
Sonra, gömleğim kirlenir diye düşünmeden kendimi çimenlerin üzerine bırakmak…
Gökyüzünü, bulutları uzun uzun seyretmek…
Belki de bir ağacın gölgesinde uyuyakalmak…
Ve rüzgârın taşıdığı birkaç yağmur damlasının yüzüme düşmesiyle uyanmak…
Gözlerimi açtığımda, bu kaçışın ne kadar kısa sürdüğünü anladım.
Kendimi yine o yürüyen paletin üzerinde, çarkın aynı döngüsünde buldum.
THE MOVING WALKWAY
"You can find yourself anywhere, but first you must stop running away
from yourself."
— A Stoic thought attributed to Seneca
🎵 Pamela – Istanbul
Every day was a copy of the one before.
A life trapped in the same loop… It began with waking up in the morning and walking
toward the bus stop. Then boarding the ferry to cross to the other side, and
hopping onto the funicular to get one step closer to work.
As the years chased one another, the rush of the
big city pressed a little heavier on my shoulders.
My steps, arriving at the same place every single
day…
How different were they from a mouse running itself to exhaustion in a wheel?
The final stage of getting to work: the moving
walkways I stepped onto after getting off the funicular and returning to the
surface.
As I moved along the walkway, I could feel
neither the freshness of the morning nor the energy of a new day. With that
familiar weight settling over me, I found myself thinking of a day that felt
finished before it had even begun.
For a moment… I stopped taking steps.
I realized I had come to a halt.
I closed my eyes.
I didn’t want to be here.
I wanted to feel the grass beneath my bare feet,
to run until I was out of breath—forgetting the time, forgetting even what day
it was.
Then, without worrying about getting my shirt dirty, I wanted to lie down on
the grass…
To gaze at the sky, at the clouds, for a long,
long time…
Maybe even fall asleep in the shade of a tree…
And wake up to a few raindrops carried by the
wind touching my face…
When I opened my eyes, I realized how brief that
escape had been.
I found myself once again on that moving walkway, trapped in the same cycle of
the wheel.
Kimse olmak istediği yerde değil. En doğrusu yüreğinin götürdüğü yerde olmak.
YanıtlaSilHayaller her zaman yarıda kalır
YanıtlaSilKısa ve öz yalın anlatım hepimizin belkide hissettiği içimizde biriktirdiğimiz şeyleri bir noktada dışarı cıkarabilmek ne önemli..
YanıtlaSil