AYNI YOLDAN

“İnsan dış dünyaya değil, kendi zihnine yenilir.” – Seneca

    🎧    Teoman – Rüzgar Gülü

***

Hayatımın sadece yürüyerek ve vapura binerek geçtiği bir dönemdi. Yürüyerek vapur iskelesine gider, oradan vapura biner, karşıya geçer; yine yürüyerek işe varırdım. Aynı şekilde geri dönerdim. Aylarca araba, otobüs gibi kara araçlarına binmeden yaşamıştım.

O zamanlar hayatımda her şey aynıydı sanki. Aynı yollar, aynı saatler, aynı yüzler… Günler birbirinin içinden geçip gidiyordu. Belki de bu yüzden yürümeyi seviyordum. İnsan yürürken düşüncelerinin sesini daha net duyuyordu.

Eve dönerken vapurdan inip karaya ayak bastığım an, eve gelmiş hissine kapılırdım. Bugün dahi aynı hissi yaşarım; vapurdan indiğim anda eve varmış olma hissini…

Harika bir yaz günüydü. Vapurda en yukarı çıkmış, açıkta oturuyordum. Şehri ilk kez görüyormuşçasına dikkatle izliyor, yine dalıp gidiyordum. Martılar vapurun yanında süzülüyor, rüzgâr tuzlu deniz kokusunu yüzüme taşıyordu.

Aklımdan geçen bütün olumsuz düşünceler denize düşüyor, dalgaların arasında kaybolup gidiyordu. Son zamanlarda zihnim sürekli aynı şeylerin etrafında dönüyordu. Yarım kalmış konuşmalar, ertelenmiş kararlar, içime çöken sebepsiz bir yorgunluk… Ama denizin ortasında, vapurun o metal kokusu içinde, bunların hepsi biraz uzaklaşıyordu.

Deniz ne de güzel huzur veriyordu…

Vapur yanaşırken gökyüzünü kara bulutlar kapladı. Birkaç dakika önce ışıl ışıl görünen şehir bir anda karardı. Yağmur kaçınılmazdı.

Vapurdan inerken şiddetli bir yağmur başladı. Herkes bir yerlere kaçışıyordu. İnsanlar koşuyor, gölgelere sığınıyor, otobüslere ve araçlara yetişmeye çalışıyordu. Genç bir çocuk montunu başına çekmiş koşuyor, takım elbiseli bir adam evrak çantasını ceketinin içine saklamaya uğraşıyordu. Orta yaşlı, şık giyimli zarif bir kadın ise, ayağındaki tango ayakkabısı zarafetindeki topuklularla çaresizce yağmurdan kaçmaya çalışıyordu.

Ben ise evimin yürüme mesafesinde olmasının verdiği rahatlıkla ağır ağır yürüyordum.

Yağmur kısa sürede sırılsıklam etmişti beni. Gömleğim tenime yapışmış, ayakkabılarım su toplamıştı. Ama nedense uzun zamandır ilk kez hiçbir yere yetişmek zorunda değilmişim gibi hissediyordum.

Şehrin kalabalığında sadece ben vardım sanki; yağmurdan kaçmayan, ona kucak açan, sokakta ıslanmanın keyfini çıkaran…

Sanki hayatın o hızlı akışından çıkmış, dışarıdan olan biteni seyrediyordum. Telaşla koşuşturan insanları, korna seslerini, biriken yağmur sularında titreyen şehir ışıklarını yavaş adımlarımla izliyordum.

Ve o an anladım; yine aynı yoldan eve dönüyordum ama yağmurun içinde sırılsıklam, durdurduğum o dünyadan bambaşka bir hissin içinden, yavaş adımlarla geçiyordum.

 

ON THE SAME PATH

“People are defeated not by the outside world, but by their own mind.” – Seneca
🎧 Teoman – Rüzgar Gülü


There was a period in my life when I only walked and took ferries. I would walk to the ferry pier, take the ferry across, and then walk again to my workplace. I would return the same way. For months, I lived without ever getting into a car or any land vehicle.

Back then, everything in my life felt the same. The same roads, the same hours, the same faces… Days flowed into one another. Maybe that’s why I liked walking. When a person walks, they can hear the voice of their thoughts more clearly.

On my way home, the moment I stepped off the ferry and set foot on land, I would feel as if I had already arrived. Even today, I still feel the same way; the moment I step off the ferry, I feel like I’m already home…

It was a beautiful summer day. I had gone up to the top deck of the ferry and was sitting in the open air. I was watching the city with the attention of someone seeing it for the first time, yet again drifting away into my thoughts. Seagulls were gliding beside the ferry, and the wind carried the salty scent of the sea onto my face.

All the negative thoughts in my mind were falling into the sea, disappearing among the waves. Lately, my mind had been circling around the same things: unfinished conversations, postponed decisions, and an inexplicable fatigue that had settled inside me… But in the middle of the sea, in that metallic scent of the ferry, all of it felt a little further away.

How soothing the sea was…

As the ferry approached the shore, dark clouds covered the sky. The city, which had looked bright just minutes before, suddenly turned dark. Rain was inevitable.

As I disembarked, a heavy rain began. Everyone was rushing somewhere. People were running, taking shelter under awnings, trying to catch buses or reach their cars. A young boy ran with his jacket pulled over his head, while a man in a suit tried to protect his briefcase under his coat. An elegantly dressed middle-aged woman, in heels as graceful as tango shoes, was desperately trying to escape the rain.

As for me, with the comfort of knowing my home was within walking distance, I walked slowly.

Soon, the rain had soaked me completely. My shirt clung to my skin, my shoes were filled with water. Yet for some reason, I felt—for the first time in a long while—as if I didn’t have anywhere I had to be.

In the crowd of the city, it was as if only I existed; not running from the rain, but embracing it, enjoying the experience of getting soaked in the street…

It felt as if I had stepped out of life’s fast flow and was watching everything from the outside. With slow steps, I observed the hurried people, the sound of horns, and the trembling city lights reflected in the gathering rainwater.

And then I understood: I was walking the same path home again—but through the rain, drenched, passing through a completely different feeling, from a world I had paused, with slow steps.


Yorumlar

  1. İnsan kendini iyice dinleyince anlar ve bu çoğu zaman çaba gerektirmez.Kendiliğinden gelir.Bazen bir yağmur buna sebep olur

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar