HAYDARPAŞA GARI SUSTU

"Hiçbir rüzgâr, hangi limana gideceğini bilmeyen gemiye yardım etmez."
Seneca

‘’Şehirler de insanlar gibi susar; bazen bunu anlatmak için bir yangın yeter.’’

🎵 The Alan Parsons Project – Apollo

***

O akşam gökyüzünde denize ait olmayan bir renk vardı. Pencereye yaklaştığımda Marmara'nın üzerinden ağır ağır yükselen siyah dumanları gördüm. Yangının tam olarak nerede olduğunu seçemiyor, yalnızca kara dumanların yükseldiği yönü tahmin edebiliyordum.

Çok geçmeden üzücü haber geldi: Haydarpaşa Garı yanıyordu.

Hiç düşünmeden evden fırladım, koşarak sahile indim. Yol boyunca zihnim beni yıllar öncesine, ortaokul yıllarıma götürdü.

O zamanlar ilk kez tek başıma Kadıköy'e gidip gelmeye başlamıştım. Bir gün merak edip karşı yakayı görmek istemiş, Kadıköy’den karşıya geçen vapurlardan birine binmiştim. Vapur kıyıdan uzaklaşırken içimi tarif edemediğim bir heyecan kaplamıştı. O yıllarda bazı vapurlar Haydarpaşa İskelesi'ne de uğrardı. Vapur iskeleye yanaştığında aniden kararımı değiştirmiş, inivermiştim. Bugün dönüp baktığımda neden indiğimi bilmiyorum. Belki karşı yakaya gitmek o yaşta bana fazla uzak gelmişti; belki de Haydarpaşa beni sessizce kendine çağırmıştı.

Hep uzaktan hayranlıkla baktığım bu binanın hemen yanı başındaydım şimdi.

Çocuk gözümde burası sıradan bir gar değildi; masallardan çıkmış bir yapı gibiydi.

İstasyona doğru yürürken o görkemli binaya uzun uzun bakmıştım. O gün farkında değildim ama Haydarpaşa, hafızamın en sağlam köşelerinden birine yerleşmişti.

Bu anının içinden sıyrılıp sahile ulaştığımda, Haydarpaşa Garı'nın çatısının alevler içinde kaldığını gördüm. Denizde yangın söndürme gemileri peş peşe dizilmişti. Basınçla yükselen deniz suyu, gökyüzüne uzanan beyaz kemerler çizerek tarihi çatıyı hedef alıyordu. Sanki Marmara, yüzyılı aşkın bir geçmişi alevlerden kurtarmak için bütün gücüyle Haydarpaşa'ya yetişmeye çalışıyordu.

28 Kasım 2010'da çıkan yangın, garın çatısında ağır hasara yol açmıştı.

Ama bana göre Haydarpaşa Garı yanmadı.

Sadece on beş yıl sustu.

Yangın söndürülmüştü; fakat geriye kalan manzara yalnızca tarihi bir binayı değil, benim gibi milyonlarca insanın hafızasını da yaralamıştı.

Yüzyılı aşkın süre boyunca Anadolu'dan gelen milyonlarca insan İstanbul'a ilk adımı buradan atmıştı.

Bu yüzden Haydarpaşa yalnızca bir gar değildi; sayısız kavuşmanın, ayrılığın ve yeni başlangıcın simgesiydi.

Sonrası beklenenden uzun sürdü. Restorasyon, kazılar ve bitmek bilmeyen işlemler derken yıllar birbirini kovaladı.

Aradan yaklaşık on beş yıl geçti.

Bu süre içinde ilkokula başlayan çocuklar üniversiteden mezun oldu. Askere gitti, işe başladı. Kimi âşık oldu, evlendi, boşandı. Kimileri sevdiklerini kaybetti.

Hayat herkes için akmaya devam etti.

Ama Haydarpaşa, dev brandaların ardında sessizce zamanı saymayı sürdürdü.

Yıllar sonra iskeleye her gelişimde brandaların biraz daha küçüldüğünü gördüm. Haydarpaşa yavaş yavaş yeniden görünür oluyordu.

Benim ve nice insanın hayatında özel bir yere sahip olan bu simge yapı, ne yazık ki bir kuşağın hafızasında yıllarca tren sesleriyle değil; iskele kıyısında bekleyen, brandalarla örtülü sessiz bir inşaat olarak yer etti.

Belki trenler yeniden gelecek.

Belki peronlar yine kavuşmalara ve vedalara tanıklık edecek.

Ama Haydarpaşa'nın sustuğu o on beş yıl, onu bekleyenlerin hafızasında hep yaşamaya devam edecek.

HAYDARPAŞA STATION FELL SILENT

"No wind is favorable to the sailor who has no destined port."
Seneca

"Cities fall silent just as people do; sometimes, it takes nothing more than a fire to tell the story."

🎵 The Alan Parsons Project – Apollo


That evening, the sky wore a color that did not belong to the sea.

As I walked over to the window, I saw thick black smoke rising slowly above the Sea of Marmara. I couldn't tell exactly where the fire was, only the direction from which the dark plume climbed into the sky.

Then the heartbreaking news arrived:

Haydarpaşa Station was on fire.

Without a second thought, I rushed out of the house and ran toward the waterfront. Along the way, my mind carried me back to my middle-school years.

It was the first time I had begun traveling to Kadıköy on my own. One day, curious about what lay on the opposite shore, I boarded one of the ferries crossing the Bosphorus. As the ferry drifted away from the dock, an excitement I couldn't explain filled me. In those days, some ferries also stopped at Haydarpaşa Pier. When the ferry approached the pier, I suddenly changed my mind and got off.

Even today, I don't know why.

Perhaps the opposite shore felt too far away for a child.

Or perhaps Haydarpaşa had quietly called me to itself.

For the first time, I stood beside the magnificent building I had admired only from a distance.

To a child's eyes, it wasn't an ordinary railway station. It looked like something that had stepped out of a fairy tale.

As I walked toward the station, I couldn't take my eyes off its grand façade. I didn't realize it then, but that day Haydarpaşa secured a permanent place in one of the strongest corners of my memory.

I returned from that memory as I reached the waterfront.

The roof of Haydarpaşa Station was engulfed in flames.

Firefighting vessels lined the sea one after another. Powerful streams of seawater arched high into the sky before crashing down onto the historic roof. It was as though the Sea of Marmara itself was doing everything it could to save more than a century of history from the flames.

The fire of November 28, 2010, caused devastating damage to the station's roof.

But in my eyes, Haydarpaşa did not burn.

It simply fell silent for fifteen years.

The fire was eventually extinguished, yet what remained wounded more than a historic building. It scarred the memories of millions of people, including my own.

For over a century, millions arriving from Anatolia took their very first steps into Istanbul here.

That is why Haydarpaşa was never just a railway station.

It became a symbol of reunions, farewells, hopes, and new beginnings.

What followed lasted far longer than anyone had expected.

Restoration work, archaeological excavations, and endless procedures stretched from one year into the next.

Nearly fifteen years passed.

During that time, children who had just started primary school graduated from university. Some completed military service. Some began their careers. Others fell in love, married, divorced, or lost the people they loved.

Life continued for everyone.

But behind enormous construction coverings, Haydarpaşa kept counting the years in silence.

Whenever I returned to the pier in later years, I noticed those coverings growing a little smaller.

Little by little, Haydarpaşa was becoming visible again.

Yet for an entire generation, this iconic landmark—so deeply woven into my life and the lives of countless others—would be remembered not for the sound of arriving trains, but as a silent building wrapped in scaffolding beside the waterfront.

Perhaps the trains will return.

Perhaps the platforms will once again witness reunions and farewells.

But those fifteen silent years of Haydarpaşa will forever remain in the memories of those who waited for its voice to return.

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar